KIYI KORDONU ( KIYI DİLİ ) :

Çıralı'nın ekoturizm yönünden en önemli bölümünü sahil kuşağı oluşturur.
Yerli ve yabancı turistlerin en çok ilgi gösterdikleri Çıralı Ovası
ile deniz arasında yer alan bu kuşak bilimsel anlamda bir kıyı kordonudur.
Eski Çıralı Koyu'nun önünü kapatarak önce lagüne, sonra bataklık
ve kıyı ovasına dönüşmesine yol açan kıyı şeridi, güneyde Olimpos
Burnu (Ak Dere ağzı) ile kuzeyde Karaburun arasında 3250 m. uzunluğunda
ve 50-325 m. genişliğinde uzanmaktadır. Alanın tamamı kum ve çakıldan
oluşmuştur.
SAHİL BÖLGESİ :
Yataya yakın uzanımlı çok çakıllı alçak sahil bölgesi ile, kara yönünde
tedrici olarak yükselen kumlu yüksek sahil bölgesinden oluşmaktadır,
Olimpos tarafında nispeten daha dar olan sahil bölgesi, Karaburun'a
doğru giderek genişlemektedir. Sahilin çakıllı ilk kesiminin genişliği
14-15 metreler arasında, üzerinde deniz kaplumbağalarının yuvalama
yaptığı meyilli kesimin genişliği ise 18-26 metreler arasında değişmektedir.
Çakılların boyutları güneyden kuzeye (Olimpos'tan Karaburun'a) doğru
küçülmekte, yassılığı ise artmaktadır. Kireçtaşı ve dolomit çakıllarının
çoğunluğu oluşturduğu plajda az miktarda kuvars, bazalt ve kumtaşı
çakılları da görülmektedir.
HAREKETLİ KUMUL BÖLGESİ :
Olimpos tarafında genişliği 50 metre civarında olan bu bölge, Karaburun
tarafına doğru giderek genişlemekte ve 150 metreye ulaşmaktadır.
Malzemesi büyük ölçüde kum olan bu birimin üzerinde farklı boyutlarda
yassı çakıllar da bulunmaktadır. Sahildekilerle benzerlik gösteren
bu çakıllar denizin büyük kış fırtınaları sırasında sahil yamacını
aşarak hareketli kumul bölgesini işgal ettiğinin göstergesidir. Hareketli
kumulun restoranların önündeki 30 metrelik kesimiyle onun bitişiğindeki
45 metre genişlikteki sahil kesiminin tamamı yaz aylarında turistler
tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Kumul bitkilerinin
çok seyrek olarak yer aldığı hareketli kumul bölgesinde bol miktarda
sünger taşı (kefeke taşı) parçaları bulunmaktadır.
SABİT KUMUL BÖLGESİ :
Kıyı kordonunun sadece kuzeyinde gelişmiş olan ve üzerinde büyüyen
fıstık çamları ve pirnal çalıları sayesinde sabitleşmiş olan bu kuşak
hareketli kumulun bittiği yerde 40-50 cm.'lik bir yamaç bölgesiyle
başlayarak, geride, karalaşmış eski lagün tabanında(Çıralı Ovası)sona
ermektedir. Sahilin güney kesiminde yer almayan bu bölge araba park
yerinin 50 m. kuzeyinden itibaren başlayarak Karaburun tarafında
225 m. genişliğe ulaşmaktadır.
Sabit kumulların malzemesinin tamamen kum boyutundaki tanelerden
oluşmaları, içerisinde çakıl bulunmaması bu birimin rüzgarın hareketli
kumullardan taşıdığı kumlarla oluştuğunu, denizin bu kesime hiçbir
zaman ulaşamadığını ortaya koymaktadır. Üzerinde çok sayıda nadir
bitki ve hayvan türünü barındıran adı geçen kıyı kumulları (Eken
G, Byfield A.J) mutlak şekilde korunması gereken bir kıyı ünitesidir.
ÇIRALI KIYI OVASI
( KARALAŞMIŞ ESKİ LAGÜN TABANI ) :
Kuzey-güney yönünde 3125 m,, doğu-batı yönünde 1400 m. uzunluğunda
batı yönünde giderek daralan üçgen biçiminde bir ovadır. Bu ova oluşum
itibariyle eski Çıralı Körfezi'nin önünün bir kıyı dili ile kapatılması
sonucunda alüvyonlarla dolarak karalaşmış eski bir lagün tabanıdır.
Körfezin önünü kapatan kıyı kordonu güneyden gerek sahil ve hareketli
kumulların, gerekse sabit kumulların güneyden kuzeye doğru giderek
genişlemesinin nedeni Çıralı sahilinde hakim rüzgarın güneydoğu yönünden
esmesidir. Güneyde denize doğru yaklaşık bir km. çıkıntı yapan Yöremecİ
Burnu (Olimpos Burnu) güneydoğudan esen rüzgarı kestiği için bu kesimdeki
kıyı kumulları keşişleme rüzgarlarına açık olan kuzeydekiler kadar
iyi gelişememiştir. Güneyden Ulupınar Çayı'nın batıdan Yanar Dere'nin
taşkınlar sırasında getirdikleri kil ve silt boyutlarındaki gereçler
Lagün'ün karalaşmasmda en önemli rolü oynamıştır.
Ova üzerinde kıyıdan 1.5 km. içeride deniz seviyesinden olan yüksekliğin
ancak 5 metreye ulaşması buranın eski bir deniz tabanı olduğunu kanıtlayan
başka bir göstergedir.
Çıralı Ovası'nın ortasında Adalı denilen mevkide yer alan bir kum
dili eski körfezin iki ayrı evrede karalaştığını ortaya koymaktadır.
Çıralı Ovası'nın büyük bir bölümü 1987 yılına dek bataklık görünümündeyken
o yıl yapılan Kurutma kanalı sayesinde tarım yapılmaya başlanmıştır.
Ovada en çok buğday ve mısır ekilmektedir. Kışın taban suyu yüksek
olduğu için ekim ancak yaz başında yapılabilmektedir.
ULUPINAR ÇAYI :
Çıralı Ovası ve sahilinin asıl mimarı olan Ulupınar Çayı, Ulupınar
Köyü'nün KB'sındaki 900 metre yüksekliğindeki yamaçlardan doğar.
Debisi yüksek karstik pınarların başlattığı çay Kumluca Antalya yoluna
kadar Hayıt Deresi adıyla akar ve karayolu yakınlarında doğudan gelen
Kuruseki Deresi, batıdan gelen Cehennem Dere kollarıyla birleşerek
Ulupınar Çayı adını alarak devam eder. Yer yer 1000 metre derinliği
bulan tektono-karstik bir oluk içerisinde akan çayın toplam uzunluğu
yaklaşık 13 kilometredir.
Ulupınar Çayı'nın denize bağlandığı ağız bölümü zaman zaman kuzeye,
zaman zaman da güneye dönmektedir. Ancak kıyıdaki hakim rüzgar güneydoğu
yönünden estiği için akarsu ağzı daha çok kuzeye ötelenmiş durumda
görülmektedir.
Ulupınar Çayı vadi tabanının hakim bitki örtüsünü çınar ağaçları
oluşturmaktadır. Vadi yamaçlarında ise hakim bitki örtüsü kızılcam
olmakla birlikte maki florasının hemen hemen bütün türleri bulunmaktadır.
ÇIRALI OVASINI KUŞATAN DAĞLIK ALAN :
Çıralı ovası kuzey, güney ve batıdan çepeçevre dağlık bir alanla
kuşatılmıştır. Dağlık alan bütünüyle eski Tetis Denizi'nin yükselmiş
tabanını temsil etmektedir. Bugünkü Torosların yerinde eskiden mevcut
olan Tetis Denizi'nde günümüzden önce 210-90 milyon yılları arasında
çökelen kireçtaşları ile, deniz altında, volkanik faaliyetler sonucunda
oluşan volkanik kayaçlar Tetis Denizi'nin kapanması sonucunda yükselerek
dağlık alanı oluşturmuşlardır.
Çıralı Ovası ve onu kuşatan dağlık alanın ovaya bakan kesimleri
bazı kesimleri arabayla bazı kesimleri de yayan yapılacak bir günlük
bir gezi programı dahilinde görülebilir.
YANARTAŞ(KHİMAİRA) :
Çıralı'nın Olimpos'la birlikte anılmasının nedenlerinden birisi
kumsallarının birbirine yakın olması ise de, kanımızca asıl neden,
Yunan Mitolojisine başlıbaşına bir efsane kazandıran Yanartaş'ın
Çıralı'ya yakın olması ve Çıralı'nın adını Yanartaş'tan almasıdır.
Yanartaş, mitolojide Khimaira efsanesinin yanısıra Bellerophontes
efsanesine de konu olmuştur.
Yanartaş, Yanar Dere vadisinin güney yamacında.serpantinitler içerisinde
üç ayrı noktadan çıkarak yanan doğal gaza yöre halkının verdiği isimdir.
Burada, mevsimlik akan Yanar Dere vadisi'nin batı yakasında, yamacın
deniz seviyesinden 165 m. yüksekliğindeki noktasından başlayarak
180 m.'ye kadar yükselen 80 metre uzunluğundaki meyilli yüzeyi üzerinde
dört ayrı seviyede sürekli yanan gaz çıkışları bulunmaktadır. En
aşağıdaki ocakların altında büyük bir kilise yıkıntısı bulunmaktadır.
Henüz kazı yapılmayan kilisenin erken Bizans dönemine (olasılıkla
M.S. G. yy) ait olduğu ve ilkçağda burada bulunan Hephaistos'a adanan
tapınağın kalıntıları üzerine yapıldığını düşünüyoruz. Kilise'de
kazı yapıldığı taktirde büyük bir olasılıkla altta adı geçen tapınağın
temellerine ulaşılacaktır.
Yaz aylarında havanın gündüzleri çok sıcak olması ve Yanartaş'ın
alevlerinin gece daha etkileyici (mistik) bir hava yaratması nedenleriyle
grupların çoğu Yanartaş'a gece yürümeyi tercih etmektedir. Ancak
yürüyüşe katılan kişi sayısına yetecek kadar el feneri bulundurmayan
gruplar gece yürüyenleri risk altına sokmaktadır.
Çıralı ve çevresinde daha önce ayrıntılı jeolojik araştırmalar yapmış
olan Dr. M. Lucius (1990) ve Dr. M. Şenel (1996) Yanartaş'ta çıkan
gazın doğalgaz olduğunu ve yerin altındaki petrollü bir yataktan
fay kırığı ile yeryüzüne çıktığını, Howard M. Kırk (1947) ise yanan
gazın kokusuz ve kuru olması nedeniyle doğal gaz olamayacağını ve
bu gazın eski Çıralı Lagünü'ndeki bitkilerin çürümesiyle oluşmuş
metan gazı olduğunu ve Çıralı Ovası'nın altından bir fay kırığı boyunca
yükselerek dağda ortaya çıktığını savunmaktadırlar.
ÇIRALI ÇEVRESİNDEKİ YÜRÜYÜŞ GÜZERGAHLARI
:
Çıralı çevresindeki dağlık tepelik alanlarda, daha önce anlatılanların
dışında ilginç manzara, flora ve kültür değerleri taşıyan ve hepsi
antik dönemlerden bu yana kullanılagelen çok sayıda patika bulunmaktadır.
Önümüzdeki yıllarda artacağına inandığımız ekoturizm etkinlikleri
bakımından ideal güzergahları oluşturan bu patikalardan Çıralı'ya
yakın olup günübirlik gidip dönülebilecek olanlar bir rehber eşliğinde
yürünerek haritalanmış ve doğal ve kültürel değerleri saptanmıştır.
Bu patikalar bir önem sırası gözetilmeden aşağıda anlatılmaktadır.
Ulupınar Vadi Yolu (Değirmenbaşı-Azemin Restoranı Arasındaki
Patika)
Özellikle yabancı turistlerin çok rağbet ettikleri bu yol eski Antalya
karayolu'nun hemen altında, üç ayrı karstik kaynaktan çıkan suların
birleştiği eski bir değirmenden başlayıp, Ulupınar vadisini izleyerek
Çıralı yolundaki Azem Sak'a ait Restoran'da sona ermektedir. Yaklaşık
3km. uzunluğuna sahip olan bu yolun 2. kilometresinde doğuya ayrılan
diğer bir patika Kara Dere Boğazı'ndan geçerek Yanartaş'lara uğradıktan
sonra Yanar Boğazına inmektedir.
Çok sayıdaki su kaynağının nemli bir ortam yaratması nedeniyle buradaki
vadi tabanındaki kayaların tamamı yosunlarla kaplanmıştır. Asırlık
çınar ağaçlarının yer aldığı bu kesimde özellikle sonbaharda yeşil
bir halıya benzeyen yosunlar üzerine düşen sarı ve turuncu renklerdeki
çınar yaprakları ve köpürerek akan pınar suları doyumsuz bir manzara
oluşturmaktadır.
Birçok yerde, pınar sularının terkibinde bulunan kireç çözülerek
bitki dallarının etrafında birikip traverten oluşmaktadır. Bölge
bu yönüyle, özellikle Antalya'nın üzerinde kurulu olduğu tarvertenlerin
nasıl oluşturduğunu öğrenmek bakımından eşsiz bir laboratuar görünümündedir.
Ulupınar Bağlantılı Yanartaş Patikası
Değirmenbaşı restorandan başlayan bu patika yaklaşık 2 km. kadar,
yukarıda anlatılan Ulupınar patikasını izledikten sonra ondan ayrılır
. Önce kuzey yönde 650 m. kadar Ulupınar vadisini izleyen patika
daha sonra doğuya dönerek vadi tabanından geçerek Karadere Boğazı'na
girmektedir. Bir süre Karadere vadisi'ni güney yamacında, dere tabanından
yaklaşık 20 m. yükseklikteki bir güzergahı izleyen patika daha sonra
güneydoğu yönünde dönerek yamaca verev olarak tırmanmaktadır. Kızılcam
ve sandal ağaçlarının çok sık olarak yer aldığı bir yamaç üzerinde
yükselindikçe Karadere vadisi ve Tahtalı Dağı'nın etkileyici görüntüleri
ortaya çıkmaktadır.
Antalya'dan gelerek Yanartaş'ı günübirliğine ziyaret eden turist
grupları daha çok bu yolu kullanmaktadır. Antik patika yabancı turistler
tarafından çok kullanıldığı için Karadere boğazına girdiği yerden
itibaren yol kenarındaki taş ve ağaçlara sık aralıklarla boyanmış
ok işaretleri sayesinde yanlış bir yola sapılmadan izlenebilmektedir.
Bazı turist grupları bu patikayı Azem'in restoranından başlayıp Yanar
Boğazı'nda bitirecek şekilde gezmektedir.
Azem'in Restoranından Sarmaşık-Olimpos-Çıralı Patikası
Çıralı yolundaki Azem Sak'a ait restorandan başlayarak sarmaşık
köyü üzerinden Olimpos vadisine inerek Çıralı'ya ulaşan patikanın
toplam uzunluğu yaklaşık 7.5 kilometredir. Azem Sak'a ait restoran'ın
hemen yanından geçen Tülü Dere vadisi'nin doğu yakasından başlayan
patika önce 150 m. kadar dere tabanına yakın bir kotta ona paralel
gittikten sonra verev olarak yamaca tırmanarak çok sık ve gür bir
kızılcam ormanının içerisinden geçer. Burada yabani ve aşılı zeytinler,
hayıt, mersin, kızıl pelit (pirnal çalısı), boz pelit, melengiç (yörede
çitlenbik ve menekşe de deniliyor) çaltı, kesme (dikensiz pirnal
çalısı), defne, yabani asma, yabani keçiboynuzu, tespih, sütleğen,
kördiken, kiriş.(soğanlı bir bitki), kaile (ilkbaharda taze yaprakları
yeniliyor), yörede "kelkız" denilen bir bitki ve yöre halkının "sincan" olarak
adlandırdığı bir tür sarmaşıktan oluşan maki topluluğu ve onun altında
çiğdem, orkide ve domuz topalağı denilen sağanlı/çiçekli bitkilerin
oluşturduğu olağanüstü zengin bir örtüsü bulunmaktadır. Antik patikanın
bu zengin orman içerisinden geçen bölümü fazla kullanılmadığı için
yer yer çalı türünden bitkilerle istila edilerek belirsizleşmiştir.
Bu nedenle rehbersiz gidildiği taktirde bu kesimde yolun kaybedilmesi
olasılığı büyüktür, Bu patika üzerindeki doğal ve kültürel değerleri
layikiyle inceleyebilmek için bu yürüyüş güzergahına bir tam günün
ayrılması gerekmektedir.
Olimpos Gezi Yolu
Olimpos antik kentini dolaşan patikaları anlatmadan önce bu kentin
tarihi geçmişi İle ilgili özet bir açıklama yapmak istiyoruz. Genellikle
N. Zafer 1985 yayınından derlediğimiz Olimpos'un tarihine ilişkin
bu bilgiler aşağıdaki paragrafla sunulmaktadır:
Akdere'nin (Gök Dere ya da Olimpos Çayı'da denilmektedir) mansabına
yakın kesiminde vadinin iki yakasında kurulmuş olan Likya Bölgesi'nin
en büyük kentlerinden olan Olimpos'un kuruluş tarihi Helenistik döneme
kadar gitmektedir (N. Zafer 1985, A. Atilla 1991). Şehir M.Ö. 11.
yüzyılda üzerinde OLYM yazılı sikke bastırmış ve M.Ö. 100 yılında
Likya Birliği içerisinde 3 oya sahip önemli bir kent haline gelmiştir.
M.Ö. M. yüzyıl sonlarında Çiçero Olimpos'u zenginlikler ve sanat
eserleriyle dolu bir kent olarak tarif etmektedir. Kent doğu-batı
yönünde yaklaşık 600 m. kuzey-güney yönünde 250 m. genişliğinde bir
alana yayılmıştır. M.S. 141 ve 526 yıllarında iki kez deprem geçiren
kent M.Ö. 1. Yüzyılın ortaları ve M.S. 4. yüzyılda olmak üzere iki
kez de korsanlar tarafından yönetilmiştir. Olimpos aynı zamanda Hıristiyanlığın
da erken yayıldığı kentlerden birisidir. Papaz Methodius M.S. 300
yılında kenti ziyaret etmiştir. Kent 7 ve 8. Yüzyıllardaki Arap istilalarından
sonra 9. Yüzyıldan 16. Yüzyıla dek Cenevizli tüccarların üssü haline
gelmiştir. Barbaros Hayrettin Paşa'nın Akdeniz'de Türk egemenliğini
sağladığı 16. Yüzyıldan sonra kent tamamen terkedilerek harabe haline
gelmiştir. Bugün Olimpos'ta görülen kalıntılar geç Roma erken Bizans
dönemine aittir. Antik yapıların büyük bir bölümü çoğunluğu defne
ve böğürtlen çalısı olmak üzere sık bir bitki örtüsüyle maskelenmiştir.
Antik kentte bugüne dek ciddi bir kazı yapılmamıştır. Sadece 1991
ve 1999 yıllarında Antalya Müze Müdürlüğü'nün Başkanlığı'nda bazı
eserlerin etrafındaki bitkiler temizlenmiş ve bakım çalışması yapılmıştır.
Olimpos antik kenti'ne deniz tarafından girişte en çok dikkat çeken
yapılar Akdere'nin iki yakasına inşa edilen taşkın önleme duvarları
ile vadinin ağzında, güney yakadaki sarp kalker yamacın alt bölümünde
yan yana bulunan iki lahit mezardır. Bu mezarlardan batıdaki, Olimposlu
korsanlardan Kaptan Eudemas'a ait olup üzerindeki direksiz ve küreksiz
gemi kabartması ve dört satırlık bir şiir nedeniyle çok ilgi çekmektedir.
Şiirin, lahidin yanında bulunan açıklayıcı tabeladan okuduğumuz tercümesi
şöyledir:
"Son limana girdi demirledi çıkmamak üzere,
Çünkü ne rüzgardan ne dee gün ışığından medt var artık.
Işık taşıyan şafağı terkettikten sonra Kaptan Eeudemos,
Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga
gibi."
Geminin küreksiz ve direksiz oluşu Kaptan Eudemos'un ölümünü simgelemektedir.

Bu mezarları geçtikten sonra patikadan sağa ayrılan bir kol sulu
bir derenin sağ kıyısını izleyerek kentin ana yerleşim alanına girmektedir.
Vadi tabanının 250m. genişliğe ulaştığı bu kesimde kalker yamaçların
eteğinden çıkan üç tane karstik kaynağın suları burada bir bataklık
oluşturarak yoğun bir bitki örtüsünün gelişmesine yol açmıştır. Bu
nedenle burada yer alan ev kalıntılarının çoğunun planı hakkında
bilgi alınamamaktadır. Bu kesimde bulunan, bir tanesi bitkisel motif
kabartmalı ve kitabeli bir dizi Likya tipi lahidi geçtikten sonra,
erken Bizans dönemine ait mozaikli bir hamama ulaşılmaktadır. Bitki
ve hayvan motiflerinin yanısıra geometrik desenlerin de işlendiği
mozaikler kilisenin hem tavanında hem de tabanında yer almaktadır.
Ancak tabandaki mozaikler 16. yüzyılda meydana gelen bir deprem sonrasında
binanın zemininin çökmesi (oturması) ve zeminden bir kaynak suyunun
çıkması sonucunda taban suyu içerisinde kalmıştır. Bugün hamamın
zemininde görülen mozaikler tavandan düşen mozaiklerdir. Antik hamamın
yanından geçen ve kuzeybatı güneydoğu yönünde uzanan su kanalı 18001ü
yıllarda Kıbrıslı Hacı Hasan adlı bir kişi tarafından değirmen çalıştırmak
amacıyla yapılmıştır. Bu değirmenin kalıntısı kanalın Olimpos Vadisi'ndeki
yola açıldığı yerde görülmektedir.
Mozaikli hamamın güneybatısında İmparator Marcus Aurelius adına
yapılmış bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Tapınağın M.S. 172-180
yılları arasında yapıldığının üzerindeki kitabede yazılı olduğu Nevzat
Zafer tarafından aktarılmaktadır. Buradan sonra batı yönünde yürüyüşe
devam edildiğinde Olimpos antik kentinin batı girişinde bulunan Kültür
Bakanlığı'na ait bilet gişesine varılmaktadır. Dere yatağının oldukça
geniş ve sığ olduğu bu kesimden karşıya geçildiğinde (Günümüzde çay
üzerinde karşıdan karşıya geçişi sağlayacak herhangi bir köprü yoktur)
kalker yamaç üzerinde kademeli bir şekilde yer alan Nekropol (mezarlık)
alanına ulaşılır. Geç Roma dönemine ait, yan yana sıralanmış oda
şeklindeki tonozlu ve tamamı kitabeli 250 civarındaki bu taş mezarlar
insanı ilk görüşte cezbetmektedir. Aralarında anıtsal tipte yapılmış
tek mezarlara da rastlanılan bu mezarların yaklaşık 200'ünün kitabelerinin
yayınlanmış olduğu Nevzat Zafer "Olympos" makalesinde açıklamaktadır.
Giriş kapılarının üst bölümleri kemerlerle örtülü olan mezarların
sürgülü taş kapaklan bulunmaktadır. Yine Nevzat Zafer'in aktardığına
göre, genellikle "Olimposlu" ibaresini içeren kitabeler dini, mali
ve adli konulardan bahsetmektedir. Dini konularla ilgili olarak en
çok Hephaistos'dan bahsedilmekte, Khimera, Apollo ve Athena'nın adları
da bazı kitabelerde geçmektedir.
Nekropol'den sonra patika üzerinde doğu yönünde yüründüğünde Olimpos'un
tiyatrosu'na ulaşılır. M.S. II. yüzyılda yapılmış 1500 kişi alabilecek
kapasitedeki tiyatronun kalker yamacın üzerine yapılmış oturma sıraları
büyük ölçüde bozulmuştur. Tiyatrodan sonra geç Roma dönemine ait
sırasıyla Agora, Odeon ve Hamam kalıntılarına uğrayan patika yoğun
bir bitki Örtüsünden geçerek, derenin güney yakasında kumsala çıkar.
Kumsal üzerinde, Akdere'nin güney yakasındaki taşkın önleme duvarına
ait izole bir kalıntı bulunur.
Akarsu eskiden daha derin olduğu için, antik dönemde tekneler dere
boyunca içerilere kadar girebilmekteydi. Nitekim taşkın önleme duvarının
iki yakasında yükleme boşaltma amacıyla yapılmış rıhtım kalıntıları
bulunmaktadır. Yine Roma döneminde yapılmış bir taş köprünün kalıntısı
denizden yaklaşık 80m. kadar içeride, derenin kuzey yakasında yer
almaktadır. Akdere'nin iki yakasındaki taş duvarlar yer yer yıkıldığı
için 1949 ve 1969 yıllarından meydana gelen büyük taşkınlarda Akrarsuyun
duvarların dışına taşarak antik yapılara zarar verdiği, Olimpos gezisinde
kılavuzluğunu yapan Kerim Ölçer tarafından ifade edilmiştir. 1945
yılına dek, Orman İdaresinin kestiği tomrukları yaklaşık 8-10 m.
derinliği olan Akdere'de yüzdürülmek suretiyle denize taşınarak burada
gemiye yüklendiği yine aynı kişi tarafından bir çocukluk anısı olarak
anlatılmıştır. Ancak günümüzde Akdere'nin suyunun büyük bir bölümü
yukarı kesimde sulama suyu olarak alıkonulduğu için özellikle yaz
aylarında akarsu kurumaya yüz tutmaktadır.
Ulupınar Çayı Ağzı ile Ak Dere Ağzı Arasındaki Sahil
Patikası
Yaklaşık 500 m. uzunluğunda, bütünüyle kumullar üzerinde giden bu
yolda bir kilise yıkıntısı, üç mağara ve Olimpos kentini denizden
gelecek saldırılara karşı korumak amacıyla yapılmış sur kalıntıları
bulunmaktadır. Geziye, Ulupınar Çayı'nın ağız kısmı'nın güney yakasında "Kör
Kerim" lakabıyla bilinen Kerim Ölçer'in işlettiği "Merhaba Restoran'dan
başlanılmasını öneririz. Çünkü, adı geçen Restoranın arkasında Bizans
dönemine ait bir kilise kalıntısı ve bir mağara yer almaktadır.
Kilise harabesinin batı duvarını oluşturan kayalık yamacın kuzey
devamında 16 x 10 metre çapında bir mağara bulunmaktadır. Kilisenin
mağaranın hemen bitişiğinde yapılmış olması, bu mağaranın kilise
ile birlikte bir kült öğesi olarak kullanılmış olabileceğini akla
getirmektedir.
Merhaba Restoran'dan itibaren yol kalker yamacın önünde yer alan
bir kumul sırtının altından, ona paralel bir şekilde plaj üzerinde
devam etmektedir.
Birinci mağaradan yaklaşık 125 m. sonra ikinci mağaraya ulaşılmaktadır.
Sarp Kalker yamacın alt kesiminde suyun eritmesiyle açılmış olan
mağaranın dip kısmı bir kapı ve pencere bırakılacak şekilde taş duvarla
örülerek bir çeşit oda oluşturulmuştur.
Üçüncü mağaradan itibaren, Akdere'nin (Gök Dere) ağzına kadar olan
mesafede sarp kalker yamaç üzerinde Olimpos Kenti'ni denizden gelebilecek
saldırılara karşı korumak amacıyla yapılmış bir sur duvarı ve kalesinin
kalıntıları görülmektedir. Bizans dönemine tarihlenen (Zafer N 1985)
bu sur duvarı ileride Akropol'u çevreleyen surlarla birleşmektedir.
Garden Pansiyon - Akropol Arasındaki Yamaç Yolu
Çıralı civarındaki yürüyüş yolları arasında Çıralı'ya en yakın ve
en kısa olan bu patika Çıralı ve Olimpos sahillerinin en iyi seyredilebildiği
bir güzergahtır. Toplam uzunluğu 900 m civarında olan patikadan Ulupınar
ve Ak Dere vadilerinin aşağı kesimleri de çok iyi görülebilmektedir.
Patika, Ulupınar vadisi'nin batı yakasında yer alan Garden Pansiyonunun
bulunduğu yerde, kalker yamacın eteğinden başlamaktadır. Yer yer
1.5-2m. genişlikteki patika üzerinde devrilmiş büyük ağaç gövdeleri
yamacın bu çok sarp bölümünü çıkarken verilen zorunlu molalardaki
oturma mekanlarını oluşturmaktadır. Daha çok kızılcam, defne, pirnal
çalısı, keçiboynuzu ve adaçayının bulunduğu bu kesimde patika üzerinde
yükseldikçe Ulupınar vadisi ve Çıralı sahili'nin çok etkileyici bir
görünümü ortaya çıkmaktadır. Aşağı yukarı yolun yarı yerinden itibaren
alçalmaya başlayarak kalker kayalar içerisine yontulmuş şekilde devam
eden patika, kayaların doğal bir seki oluşturduğu bir noktaya varmaktadır.
İdeal bir seyir yeri olan bu noktadan özellikle çıralı Kumsalı'nın
Karaburun'a kadar olan kesimi ile Ulupınar Çayı'nın ağzı tüm ayrıntılarıyla
görülebilmektedir. Aynı noktadan güney yönüne bakıldığında Ak Dere'nin
karşı tarafındaki kayalık burun üzerinde yer alan, Olimpos'a deniz
tarafından gelebilecek saldırılara karşı yapılmış kale yapısı görülebilmektedir.
Bu seyir noktasından sonra Ak Dere vadisi yönünde inişe devam eden
patikada bir süre sonra vadinin en geniş olduğu kesimi, üzerindeki
sık çınar ormanı ve geniş bir sazlık alanla birlikte seyredilebilmektedir.
Yine bu noktadan 30 m yüksekliğindeki bir kaya çıkıntısını çepeçevre
kuşatan Olimpos'un Akropol'una ait surlar görülebilmektedir. Bu noktadan
itibaren Akdere vadisinin yamacında yaklaşık 25 m kadar inen patika
daha sonra deniz tarafına dönerek Akropol'un eteğindeki kayalık yamaçtan
kumsala inmektedir.
Akdere (Olimpos) Ağzı-Yöremeci Burnu Patikası
Bu patika Akdere'nin denize karıştığı yerin güney yakasındaki yamaçtan
başlayarak Musa Dağı'nın kuzeydoğu çıkıntısını oluşturan Yöremeci
Burnu'nda son bulmaktadır. Sahilde, denize çıkıntı yapan kayalık
burnun hizasında kıyı çizgisinin 75 m doğusundaki bir noktadan başlayan
patika başlangıçta on metre kadar dik çıkmakta daha sonra Güneydoğu'ya
dönerek oldukça sarp ve sık bitki örtülü bir yamaç üzerinde verev
bir şekilde yaklaşık 150 metre kotuna kadar tırmanmaktadır. Bu noktada
ulaşılan Büyük Kapı denilen kayalık bel ideal bir seyir yeri oluşturmaktadır.
Bu noktadan kuzeye bakıldığında Çıralı Ovası, Karaburun, Üçadalar
ve Ak Dere'nin mansabı görülebilmekte, güneye bakıldığında ise Aşıklar
Kayası denilen, yaklaşık 300' m. uzunluğunda ve 30 m. yüksekliğinde
çok sarp ve görkemli bir kaya yüzeyi görülmektedir.
Bu Belden itibaren inişe geçen patika Aşıklar Kayası'nın eteğinden
kıvrılarak bir mağaraya varmaktadır (Mağara patikanın sağ tarafında,
biraz dışındadır). Yazları serin olmasından dolayı Yayla Mağarası
adı verilen bu doğal mağaranın giriş bölümü beş metre genişlikte
olup içeriye doğru bir metreye kadar daralmaktadır. Mağaradan sonra
deniz tarafına dönerek inişe geçen patika 70 metre kadar alçaldıktan
sonra Küçük Kapı denilen ikinci bir kayalık bele (seyir yeri) ulaşmaktadır.
Bu noktadan ayrılarak deniz tarafına inen başka bir patika Çamlıburun
mevkiindeki, içerisinde sarkıt dikitlerin olduğu Sulu İn mağarasına
gitmektedir.
Küçük Kapı'dan sonra yol tedrici bir şekilde alçalarak bir karstik
erime düzlüğüne inmektedir. Tabanında kahverengi toprak ve tek tük
keramik parçalarının bulunduğu yayvan bir dolin görünümündeki bu
düzlükte ayrıca büyük bir sarnıç da yer almaktadır. Günümüzde kullanılmayan
6x8 m çapındaki sarnıcın dibinde toprak ve keramik parçaları birikmiştir.
Farklı cinslerde ağaç ve çalıların bulunduğu bu düzlükte patika 500
m. kadar gittikten sonra Yöremeci Burnu'nun güney ucuna ulaşmaktadır.
Bir traverten düzlüğü üzerinde gelişmiş olan bu kesimde kızılcam,
keçiboynuzu, sandal, melengiç, meşe, pirnal meşesi, zeytin, şimşir
gibi maki üyeleri ile sütleğen ve adaçayı gibi otsu bitkilerden oluşan
çok zengin bir bitki örtüsü gelişmiştir. Yöremeci Burnu'ndan güney
yönüne bakıldığında Ceneviz Koyu ve Musa Dağı'nın 500 m yüksekliğindeki "Kızılyar" adı
verilen sarp yamacı çok etkileyici bir manzara bütünlüğü içerisinde
seyredebilmektedir.
Olimpos (Ak Dere) Vadisi'nden Musa Dağı'na Çıkan Patika
Çıralı çevresindeki patikaların en uzun ve zahmetli ancak en manzaralı
olanıdır. Gene! olarak Çiğli Dere vadisini izleyen, toplam uzunluğu
yedi kilometreye yaklaşan inişli çıkışlı patikanın başlangıç noktası
Olimpos antik kentinin Akdere'nin güney yakasında yer alan Nekropol
alanıdır. Burada bir süre Nekropol'un altında ona paralel giden yol
Nekropol alanı'nın orta kesiminde sağa dönerek yamaca tırmanmaktadır.
Yamaç üzerinde iki büyük zikzak yapan patika yaklaşık 90 m. kotuna
kadar tırmandıktan sonra nispeten düz bir sahanlığa ulaşmakta ve
aynı yükseklikte yaklaşık 250 m. daha gittikten sonra Çiğli Dere
vadisi'nin Akdere vadisine kavuştuğu alanı geniş bir açıyla gören
bir seyir noktasına varmaktadır. Bu noktadan batı yönüne bakıldığında
Çiğli Dere'nin batı yakasındaki kalker burunun doğuya bakan yüzünde
antik bir taş ocağı görülmektedir. Bu yol üzerinde daha çok defne,
kızılcam, sandal (çilek), çaltı, sarı yaylak gibi ağaç ve çalılar
bulunmaktadır. Özellikle yöre halkının sarı yaylak adını verdiği
maki çalısının yaprakları geç sonbaharda, kuruma derecesine bağlı
olarak sarı, turuncu ve gül kurusu renklere dönüşerek enfes bir tablo
oluşturmaktadır. Sandal ağacının gövdesinin bir bölümü bu mevsimde
kırmızıya dönüşerek çok estetik bir görünüm kazanmaktadır. Patika
bazı kesimlerde ağaçların taç bölümlerinin birbirine yaşlanmasıyla
oluşan doğal bir bitki tünelinden gitmektedir.
Patika, Çiğli dere tabanına indikten sonra karşı yakaya geçmekte
ve daha nemli olan bu yamaçta ana vadiden küçük bir açıya uzaklaşan
bir verevlikte devam etmektedir. Yamacın bu kesimindeki bitki örtüsü
meşe, sandal ve defneden oluşmaktadır Patikanın bu bölümünde sandal
ağaçlarının açık gri-kırmızı bantlı forması ile meşe ağaçlarının
koyu tondaki gövdeleri çarpıcı bir kontrast oluşturmaktadır. Havadaki
nem oranının yüksek olması nedeniyle yamacın bu kesimindeki taşların
tamamı yosunla kaplıdır, tondaki gövdeleri çarpıcı bir kontrast oluşturmaktadır.
Havadaki nem oranının yüksek oluşu nedeniyle yamacın bu kesimindeki
taşların tamamı yosunla kaplıdır. Yine bu kesimde, gövdelerinin köke
yakın bölümlerindeki oyuklarda su bulunduran birçok meşe ağacı yer
almaktadır. Yöre halkının "kaklık" adını verdiği bu doğal su havuzcukları
yaz ve sonbaharın kurak aylarında yaban hayvanlarının su gereksinimini
karşılamaktadır. Çiğli Dere vadisinin batı yamacını tırmanan patika
daha sonra bir düzlüğe ulaşmaktadır. Burada, yolun 50 m. kadar batısındaki
Karanlık kuyu adlı 660 m. yükseklikteki kayalık zirve tüm çevrenin
en iyi görülebildiği bir seyir yeri oluşturmaktadır.
Hayıt'ın Gözü Patikası
Ulupınar Çayı'nın, asfaltın üst bölümünde kalan kesimine Hayıt Çayı
denildiği için bu çayı besleyen pınarlara da "Hayıfın Gözü" adı verilmektedir.
Daha önce serbest akan bol debili bu karstik pınarlar yöre halkı
tarafından bir rekreasyon alanı olarak kullanılagelirken daha sonra
pınar sularının kaptaja alınması sonucunda eski değerini kaybetmiştir.
Ancak, patika güzergahı boyunca görülen doğal ve kültürel değerlerin
zenginliği bu patikanın halen revaçta olmasını sağlamaktadır.
Antik dönemlerden beri kullanılan bu patika, Kumluca-Antalya yolu
üzerinde Beycik yol ayrımına 1375 m. kala Gökbel denilen mevki iye
varmadan hemen önce, Çam Tepe'nin güneyinden batıya ayrılarak başlamaktadır.
İlk 250 metresi oldukça geniş olan yol, daha sonra daralarak Kuruseki
Deresi'nin kuzey yakasını izleyerek Eren Tepe'ye çıkan sırta tırmanmaya
başlar. Bu kesimde patika, basamaklı bir şekilde yükselen muntazam
örülmüş taş duvarlarla yapılmış taraçalardan oluşan antik bir tarlayı
ortalayarak yükselir. Taraçaların kendisinden beklenen fonksiyonu
yerine getirmesi sonucunda (yamaçta akan suyun hızını keserek toprak
erozyununu önlemiştir) bu kesimde çok çeşitli ve sağlıklı bu doğal
bitki örtüsü gelişmiştir. Çoğunlukla ahlat, ardıç (yöre halkının
andız dediği bir tür), boz pirnal, tespih, hayıt, melengiç, yabani
asma ve nar ağaçlarından oluşan bu bitki örtüsü özellikle sonbahar
ayında yeşilin bütün tonlarıyla diğer renklerin harman olduğu bir
peyzaj sergilemektedir. Bu manzarayı farklı türden kuşların cıvıltıları
tamamlamaktadır. Haritada "seyir yeri" olarak işaretlenen bu noktadan
güneydoğuya bakıldığında 735 m. yüksekliğindeki Deliğin Tepe ve 850
metrenin üzerindeki Musa Dağı'nın dorukları panoramik bir siluet
halinde seyredilebilmekte, doğuya bakıldığında Çam Tepe'nin yamacını
süsleyen çok sık ve sağlıklı kızılcam ormanı görülebilmektedir. Daha
sonra yol batıya dönerek Hayıt mahallesi'nin eski cami yıkıntısının
bulunduğu düzlüğe ulaşmaktadır.
Dört tane yaşlı ardıç ve bir dut ağacı ile çevrelenmiş olan bu düzlükte
antik keramik parçaları ve birde yöre halkının "beşik" tabir ettiği
bir lahidin bulunması bu düzlüğün antik dönemde iskan yeri olarak
kullanıldığını göstermektedir. Büyük bir bölümü yıkılmış olan eski
cami tamamen ahşap malzemeden yapılmış olduğu için halen ilgi çekmektedir.
Cami'nin aşağı kesiminde ağız tarafı Hayat Deresi'ne bakan Küllü
İn denilen bir mağara bulunmaktadır. Bu noktadan sonra patika Hayıt
Dere vadisi'nin kuzeyini izleyerek Hayıfın Gözü denilen noktaya ulaşmaktadır.
Burada, vadiye dik bu doğrultuda 90 m. genişlikteki bu sahada birçok
yerden pınar çıkmaktadır.
Hayıt Deresi'ni pınarların (göz) bulunduğu noktada geçen patika,
güney yakada bir sırt boyunca vadiye paralel bir şekilde devam etmektedir.
(Karşı yakada ayrılan başka bir patika güneye yönelip Bayramalan
mevkiini geçerek Kumluca Antalya Karayolu'na inmektedir) Patikanın
bu kesiminde yolun sağında kireçtaşından yapılmış yaklaşık 2 m. çapında
antik bu el değirmeni bulunmaktadır. Yine bu kesimde patikanın güneyinde
Güzle adı verilen, az eğimli bir yamaç üzerinde taştan örülmüş tarlalarla
kazanılmış oldukça geniş bir antik tarla bulunmaktadır. Aynı zamanda
ören temelleri ve bol miktarda keramik parçasının bulunması bu kesimin
antik dönemde iskan edildiğini kanıtlamaktadır. Basamaklı antik tarlaları
geçtikten az sonra yolun hemen sağında kireçtaşından yapılmış bu
lahit yer almaktadır. Patika üzerinde yürürken Hayıt vadisinin asırlık
çınar ağaçlarının hakim olduğu görkemli görünümü, derenin şırıltısı
ve kuş sesleri turistlerin beklentilerine fazlasıyla yanıt vermektedir.
Bir süre sonra genişleyerek orman yoluna dönüşen patika Hayıt Çayı'nı
bir kez daha geçtikten sonra tekrar kuzey yakaya geçerek başladığı
yere dönmektedir.
Üçoluk Yaylası Gezi Yolu
Üç Oluk Yaylası'na Beycik köyü üzerinden gidilmektedir. Antalya
yolu üzerindeki Taşlıçukur sırtı mevkiinden ayrılan Beycik yolu oldukça
virajlı stabilize bir yoldur. Beycik Köyü 550 m. ile 650 m. yükseltileri
arasında kurulmuş kuzeybatı güneydoğu yönünde 1300 m. uzunlukta ve
750 m. genişlikte bir alana yayılmış dağınık bir yerleşim gösteren
manzaralı bir köydür. Bu dağınık yerleşim nedeniyle yukarı Beycik
ve aşağı Beycik olarak anılmaktadır. Köy en çok iki katlı, bahçeli
evlerden oluşmaktadır. Stabilize yol yukarı Beycik'ten sonra yaklaşık
1 km daha devam etmekte ve sonra batıya dönerek orman yolu olarak
yaylanın merkezine kadar uzanmaktadır. Özellikle Beycik'in üst kesiminde
peyzaj olağanüstü güzelliktedir. Sonbaharda yaprakları sarıya dönen
tespih ağaçlan ile yaprakları kırmızı bir yemiş şeklinde olan şimşir
ağaçları çitlenbik ve pirnal çalısı ile birlikte bir renk cümbüşü
oluşturmaktadır. Yaylaya yaklaştıkça yol üzerinde kızılcamın yerini
ardıç, gökağaç, yabani erik ve kuşburnu almaktadır. Bağlıardıç denilen
mevkide yolun sağındaki yamaç üzerinde yukarıdan taşınmış köşeli
kireçtaşı parçalarından oluşan beyaz renkli talus depoları, gerisindeki
rengarenk bitki örtüsüyle güzel bir kontrast oluşturmaktadır.
Yayla yolu'ndan Çıralı ve Kumluca ovaları da çok iyi görülebilmektedir.
Tahtalı zirvesine en rahat çıkış yolu da Üçoluk Yaylası'ndan geçmektedir.
Beycikten gelen araba yolu Yayla'nın girişinde sağa ayrılarak bir
patika şeklinde karstik çukurlukların (koyak) kenarını izleyerek
Taşlıçukur Tepe'ye tırmanmaktadır. Buradan sonra iki mola verilerek
dört saatte 2366 m. yükseklikteki zirveye çıkılmaktadır.
ÇIRALI ÇEVRESİNDE TEKNE GEZİLERİ :
Çıralı'nın kuzeyinde ve güneyinde yer alan koylara günübirlik tekne
gezileri yapılmaktadır. Bu geziler Çıralı'da oturan vatandaşlara
ait her biri 35 kişilik, 14 m büyüklüğündeki gezi tekneleriyle gerçekleştirilmektedir.
Kuzeye yapılan tekne turu Çıralı sahilinden başlayarak sırasıyla,
Karaburun, Küçük Boncuk, Büyük Boncuk, Atbükü, Beycikbükü ve Tekirova
Bükü Koylarına uğradıktan sonra Tekirova sahilinde son bulmaktadır.
Bu rota üzerinde farklı kayaç yapılarına sahip Musa Dağı ve Karaburun'un
oluşturdukları siluet çok etkileyicidir. Tekne, dönüş yolunda bu
koylara uğramadan doğrudan Çıralı 'ya gelmektedir. Adı geçen koyların
tamamı ofiyolitik kayaçlar içerisinde geliştiği için plajlarında
bol miktarda koyu renkli minerallerin hakim olduğu kum ve çakıllar
ile kromit taneleri bulunmaktadır. Bu nedenle koyların plajları koyu
renkte görülürler.
Güneye yapılan tekne turu Çıralı sahilinden başlayarak, Ceneviz
ve Sazak Koyları'na uğradıktan sonra Adrasan kıyısı'nda sona ermektedir.Özellikle
Ceneviz Koyu antik dönemin çok önemli bir doğal limanıdır. Adı geçen
bu koylar kireçtaşları içerisinde oluşmuştur. Çıralı sahilinde iskele
bulunmadığı için tekne gezisine katılacak yolcular fiberglas botlarla
teknelere taşınmaktadır.
Bu bölüm TÜBİTAK Danışmanı Yrd. Doç. Dr. F. Sancar Ozaner
tarafından DHKD için hazırlanan Çıralı ve Çevresinin Ekoturizm
Potansiyeli isimli rapordan alınarak hazırlanmıştır.
|