Yeryüzünde ilk insanın yaşama başlaması
ile birlikte başlayan beslenme ve gıda tüketme işlemleri, yaklaşık
milattan önce 12 000 yıllarında insan tarafından hayvanların
evcilleştirilmesi ve bitki yetiştiriciliğinin ilk uygulamalarının
başlamasına neden olmuş ve günümüze kadar tarihsel gelişimiyle
birlikte süregelmiştir.
Tarımsal üretimde ilk girdiler doğadan tohum, fide, fidan
toplanılması ile başlamış, suyun kullanımı ile devam etmiş
ve en sonunda hayvan gübresi kullanımının gelişmesi ile duraklamaya
başlamıştır. Bu duraklama bağcılıkta kükürdün, bakır sülfat
ve kirecin kullanılmasının keşfi ile milattan önce 800'lü yıllarda,
ciddi bir sıçrama yapmış, bu maddelerle birlikte toprak veriminin
artırılması düşüncesi gelişmeye başlamıştır. Önce doğadaki
verimli topraklar taşınarak, toprak verimliliği artırılması
ve arkasından verimli toprağın akmaması için meyilli alanlarda
teraslama, kuru taş duvarla çevirme işlemleri gelişmiştir.
Ağaç diplerinin havalandırılması, çapalama ve yabancı ot mücadelesinin
bu dönemlerde yapıldığını arkeolojik kazılara elde edilen tarımsal
el aletlerinden anlamaktayız.
Toprak işleyerek başlayan tarımla birlikte, çevre tahribatı
da başlamıştır. Başlangıçta sadece tarım alanlarını kapsayan
ve bu alanlarda kültür bitkilerinin yetiştirilmesini sağlayan
tarım sadece bu alanda yetişen yaban bitkilerinin azalmasına
neden olmuştur. Tarımda at gücünün kullanılmaya başlaması, tarım
alanlarının süratle artmasına neden olmuş ve tarımsal üretim
birden bire 4 kat artmıştır. Ancak artan dünya nüfusu ve gıda
maddelerine olan talep bu süreci hızlandırmış ve geniş otlak
ve mera alanlarının sürülerek tarıma açılmasına neden olmuştur.
Geniş otlak ve meraların sürülerek tek yönlü ürün ekimleri ve
bu kültür ürünlerinin tarlada korunması , bu otlaklarda yaşayan
ot obuların yaşam şanslarını azaltmıştır. Otlak ve meralarda
yaşayan ot oburlar daha yüksek alanlara kaçmış ve bu hayvanların
avcıları da yüksek alanlara yönelmişlerdir. Deniz, göl ve dere
kenarları ilk tarım alanları olarak bu alanlarda yaşayan canlıları
yukarı bölgelere kovmuş, gelişen tarım teknikleri ile tarım alanları
yükseldikçe, canlılar daha yüksek alanlarda yaşamak zorunda kalmışlardır.
Bir taraftan bu gelişmeler olurken diğer taraftan, madencilik
ve maden işleme sanatı gelişmiş, başlangıçta sert ağaç sabanlar
kullanan çiftçiler,giderek demir sabanlar kullanmışlardır. Atların
çeki hayvanı olarak kullanımıyla güç artmış ve toprağı yırtarak
işleyen sabanların yerini toprağı devirerek işleyen pulluklar
almıştır. Pulluğun tarım topraklarında kullanımına başlanılması
ile çevre felaketi boyut değiştirmiştir. Sadece toprak yüzeyindeki
canlıları hedef alan toprak işleme artık toprak altı canlılarda
hedef almıştır. Bu yeni toprak işleme aleti, tarıma ilk açılan
toprakların artışını sağlarken.tarım topraklarının süratle verimsizleşmeleri
ne de neden olmuştur.
 |
|
|
Bu verimsizliğin giderilmesi için 1700 lü yıllarda başlayan
ve 1800 lü yıllarda gelişen kimya sanayinin ürettiği kimyasal
gübre kullanımı dünyada süratle artmıştır. Buhar gücünün icadı
ve yürüyen makinelerde kullanımı, tarım alanlarının daha güçlü
.toprağı daha fazla parçalayan ve alt üst eden toprak işleme
tekniklerini geliştirmiş, toprağın doğal verimliliği süratle
düşmüş ve kimyasal gübre kullanımı süratle artmıştır. Zaman zaman
ve yer yer sürekli kullanılan kimyasal gübreler, fiziki ve biyolojik
dengesi bozulan toprakların kimyasal dengeler ininde bozulmasına
neden olmuştur. Biyolojik dengesi bozulan tarım topraklarının
üzerinde yetiştirilen bitkilerinde biyolojik dengeleri bozulmuş,
hastalık ve zararlılara karşı mukavemetleri azalmıştır. Bu gelişme
üzerine, kimya sanayii hastalık ve zararlılar için kimyasal preparatlar
geliştirmeye başlamıştır. Başlangıçta bu kimyasalların kullanımı
ile tekrar bitkisel ürün verimleri artırılmış ve tarım süratle
bu kimyasalları kullanmak zorunda olan bir sektör haline gelmiştir.
Bir taraftan bu kimyasalları kullanarak kitlesel üretim yapabilen
gelişmiş ülkeler, diğer taraftan imkansızlıkları nedeniyle geleneksel
tarım yapan ülkeler arasında ciddi boyutta tarım ürünleri üretim
miktarı ve verim farklılıkları ortaya çıkmıştır. Düşük maliyet
ve kitle üretimi ile dünya pazarlarına giren kimyasal girdilerle
üretilmiş ürünlerle rekabet edemeyen üreticilerde kimyasal girdi
kullanmaya başlamışlardır.
Sanayii sektörü belli ve sınırlandırılmış bir alanda üretim
yaparken, yakın çevresi üzerinde kirlilik yaratırken , geniş
tarım alanlarında yapılan tarım , kirlenmenin geniş alanlara
yayınlaşmasına neden olmuştur. Dünyada kullanımı 1960 yılında
yasaklanan DDT, nin kuzey kutbuna yakın yerlerde yaşayan memelilerin
vücudunda çıkması tarım ilaçlarının yayılışına en güzel örnektir.
Günümüzde Avrupa kıtasında tarımdan kaynaklanan yer altı suyu
nitrifikasyonu, Mogan ve Eğmir gibi sulak alanlardaki fosfor
birikimi, Aral gölünün kuruması Asuan Barajı sulama alanlarındaki
çevre felaketleri ve son yıllarda Güney Doğu Anadolu Bölgesindeki
Haran ve Suruç tarım topraklarındaki tuzlanmanın, temelinde
tarım sektörünün çevre üzerindeki olumsuz etkisi yatmaktadır.
Dünyada 1960 li yıllara kadar çevre koruyucu, çevre iyileştirici
bir sektör olarak tanımlanan Tarım sektörünün bu özelliği, 1970
li yıllardan itibaren sorgulanmaya tartışılmaya başlanmış ve
Tarım sektörünün toprak işleme tekniklerinden başlayarak, sektörde
kullanılan girdiler , bu girdilerin üretim ve kullanım süreçleri
, kullanıldığı ürünler üzerindeki etkileri ile tarımsal ürünleri
tüketenlerin üzerinde ve çevre üzerindeki olumsuz etkilen sorgulanmaya
başlanmış , araştırmaların yönünün kirlenme,çevre kirliliği,
kalıcılık konularına çevrilmesi ile ortaya çıkan sonuçlar ;Tarım
sektörünün çevre kirliliği üzerindeki etkisinin sanıldığından
daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Dünyada tarımın çevre üzerindeki
olumsuz etkilerinin ilk belirlenmesinin tarihi ortaçağa kadar
gitmektedir. İngiliz tarımcı Henleyli Walter 13.cü yüzyılda çift
sürmede at kullanımının giderek yaygınlaşmasının orman alanlarının
azalması sorununu yarattığını belirterek, tarımda işgücü olarak
at kullanımına karşı çıkmıştır. Döneminin diğer tarımcıları olan
Robert Grosseteste yazdığı kitaplarda ve yazarı belli olmayan
Husbandry adlı kitap tarım topraklarının nadasa bırakılması,
organik gübre ile gübrelenmesini ve tohumluğun mutlaka her yıl
değiştirilmesi ile münavebenin tarımsal verim düşüklüğünü önleyebildiğini
betimlerken uygun olmayan tarımın toprakları verimsizleştirdiklerini
belirtmişlerdir,
DÜNYADA İZLENEN POLİTİKALAR
Gelişmiş ülkeler sürdürülebilir tarım konusuna 1900'lü yılların
başında başlamış, Uluslararası Sürdürülebilir Tarım Birliği ve
Uluslararası Organik Ürün Hareketleri organizasyonu hareketleri
başlamış Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının araya girmesi üzerine
bu başlayan hareketler sekteye uğramıştır. İkinci Dünya Savaşının
sona ermesiyle hareket tekrar başlamıştır. Günümüzde merkezi
ABD'de olan "Sürdürülebilir Tarım Birliği (SAA)" ve Merkezi Almanya'da
olan "Uluslararası Organik Ürün Hareketleri İzleme Organizasyonu
(IFOAM)" tarımsal üretimde Sürdürülebilir Tarım, temiz üretim
ve temiz ürün çalışmalarını sivil toplum örgütleri olarak yapmaktadırlar.
Türkiye'de 1996
yılında bu konuda çalışmak üzere Uluslararası Statüde kurulmuş
olan "Sürdürülebilir
Tarım Çiftçi Yardımlaşma Derneği" bilgi üretmekte ve yayım çalışmaları
ile üye
çiftçilerine hizmet vermektedir.
TÜRKİYE'DE İZLENEN POLİTİKALAR
Türkiye, özellikle 1960 dan itibaren hızla gelişmekte, sanayileşmekte
ve kentleşmektedir. Bu süreç önümüzdeki dönemlerde de hızlanarak
devam edecektir. 1992 yılı Haziran ayında Brezilya'nın Rio de
Jeneiro kentinde B.M. Çevre ve Gelişme Konferansı yapılmıştır.
Konferans sonunda deklere edilen bir eylem planı yani "Gündem
21" ortaya çıkmıştır. Devlet Planlama Müsteşarlığı Gündem 21'in
getirdiği yükümlülüklerden biri olan "Türkiye Gündem 21" Ulusal
Çevre Eylem Planı çalışmalarına başlamış ve 1996 yılında çalışma
tamamlanarak yayınlanmıştır. Bu çalışmanın akabinde Çevre Bakanlığınca " Türkiye
Ulusal Gündem 21 Hazırlanması ve Uygulanması Projesi" hazırlanmıştır.
Bütün bu çalışmalara paralel olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Türkiye'de üretilen ve A.B. Ülkelerine pazarlaması planlanan
tarım ürünlerinin sertifikalandırılması için "Organik Yöntemle
Üretilmiş Ürün Yönetmeliği'ni Aralık 1994 te Resmi Gazete de
yayınlanmış ve İzmir'de "Ekolojik Tarım Organizasyonu ( ETO)" kurularak
Organik Ürün Sertifikasyonlama hizmetleri Türk ve Yabancı Ülke
Firmalarınca verilmeye başlanılmıştır. Türk Standartlar Enstitüsü
1998-1999 yılı iş programına "Ekolojik Yöntemlerle Üretilmiş
Tarım Ürünleri Standardı Hazırlanması" faaliyetini koymuş ve
bunun için Ekolojik Tarım Ürünleri Hazırlık Standartları Daima
Komitesini kurmuştur. TSE " Ekolojik Yöntemle Üretilmiş Bitkisel
Ürünler Standardı" nı yayınlamıştır.
ORGANİK TARIM ORGANİZASYONLARI, PRENSİPLERİ
VE ÇALIŞMALARI
Başlangıçta tarım topraklarının korunması için başlatılan organik
yetiştiricilik, sonradan tüketicilerin sağlıklı beslenmelerine
ve devamında da organik ürün yetiştiricilerinin hak ve menfaatlerinin
korunmasına yönelmiştir. Bu konudaki en büyük otorite olan IFOM
her yıl yeni ilavelerle yönetmenliğini zenginleştirmektedir.
Bu konuda temel olarak belirlenen kurallar şunlardır;
a) Toprak canlılarının hayatiyeti devam ettirilecek
toprak işleme,
b) Bitkinin topraktan aldığı maddeler dengeli
olarak toprağa verilecek, bitki besleme,
c) Bitki besleme olarak Toprağa verilen maddeler,
üretilirken ve tüketilirken bitki,hayvan ve insan sağlığı üzerinde
olumsuz etkisi olmayacak,
d) Kullanılma mecburiyeti olan tarımsak savaş
preparatları doğal preparatlar olacak ve kullanıldığı, zararlı
dışında canlılar üzerinde zararlı olmayacak,
e) Organik tarım işletmesinin; sahibi ve çalışanlarının
hakları ve kazançları, asgari düzeyde insan hakları ve yaşam
standardından aşağı düzeyde olmayacak,
f) Organik olarak üretilen ürünlerin, sertifika
ve etiketi olacak.
Bu koşulların en dikkat çekeni e) maddesidir. Organik işletme
çalışanı temel hak ve özgürlüklerden yararlanma konusunda koruma
altına alınmaktadır.
DÜNYADA SÜRDÜRÜLEBİLİR
TARIM HAREKETİNİN BAŞLAMASI, DOĞUŞU VE GELİŞMESİ
Sürdürülebilir tarım kavramı, organik tarım kavramından yaklaşık
60 yıl sonra ortaya çıkmıştır. Çıkış nedeni; organik tarımın
katı kurallarından biraz kaçınmak ve üreticilerin bazı kimyasalları
kullanmalarına olanak vermek üzere, toprağın verimliliğini artırarak
devam ettirebilmektir.
Bu amaçla Amerika Birleşik Devletlerinde merkezi kurulan Dünya
Sürdürülebilir Tarım Birliği, toprak işlemeden başlayarak, doğal
toprak ıslah maddeleri, kültürel bitkilerinin birlikte ekimi,
münavebe, doğal maddelerle bitki besleme ve doğal preparatlarla
tarımsal savaşım mecbur kaldıkça da kontrollü kimyasal maddelerle
besleme ve savaşım tekniklerini geliştirmişlerdir. Sadece nihai
tüketim ürününü değil, üretimin her aşamasında kalite ve kontrol
sistemi ile sanayi ürünündeki "Toplam Kalite Kontrol Standardı" nın
uygulamasına çalışılmaktadır
Başlangıcı 1950 yılı olan sürdürülebilir tarım hareketi, özellikle
Amerika kıtası ve okyanus ülkelerinde yaygınlaşmış ve gelişmiştir.
Bu gün 53 ülkede birliğe bağlı araştırma enstitüleri ve üye üreticiler,
sürdürülebilir tarım teknikleri, birbirleri ile uyumlu bitki
yetiştiriciliği, toprak işleme teknikleri ve doğal ilaçlar konusunda
bilgilerini, açılmış olan bir internet sayfasında paylaşmaktadırlar.
Her sene değişik ülkelerde toplanan sürdürülebilir tarım uzman
ve yetiştiricileri bu toplantılarda yeni uygulama teknikleri
ve ilaç bilgilerini paylaşarak yeni uygulama tekniklerini geliştirmektedir.
Aylık ve yıllık olarak çıkardıkları bültenlerle de bu bilgilerin
yayımını yapmaktadırlar.
SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM ORGANİZASYONLARI, PRENSİPLERİ VE ÇALIŞMALARI
Dünyada sürdürülebilir tarım hareketi ,tıpkı organik tarım hareketinde
olduğu gibi sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilmekte
ve yaygınlaştırılmaktadır. Kurallar ve teknikler bu örgütlerce
belirlenmekte ve üye sivil toplum kuruluşlarına bildirilmektedir.
Bu kurallar organik tarım kurallarında olduğu gibi katı ve zorunlu
değildir. Seçim tamamen üreticinin tercihine bırakılmaktadır.
Bunun sonucu olarak sürdürülebilir tarım teknikleri ile yetiştirilmiş
gıdalarda herhangi bir sertifikasyon veya etiketleme yoktur.
Bu tür bir etiketlenmenin olmaması nedeniyle de, sertifikasyon
ve denetim firmaları oluşmamıştır. Sürdürülebilir tarım prensiplerine
baktığımızda da bunun sebebini açıkça görmekteyiz.
Sürdürülebilir
tarım prensipleri;
a) Doğal kaynaklar korunacak ve geliştirilecek,
b) Kullanılan girdiler doğaya ve tüketiciye
zarar vermeyecek, yenilenebilir kaynaklar kullanılacak,
c) Sürdürülebilir tarım işletmesi, kendi girdilerini
kendi işletmesi içinde, münavebeye uygun olarak üretecek,
d) Hayvancılık ve bitkisel üretim birbirlerine
girdi temin edebilecek dengede olacak, hayvancılık atıkları,
bitkisel üretimde girdi, bitkisel üretim atıkları hayvancılığın
girdisi olacak,
e) işletme dışa bağımlı olmadan ve doğal kaynaklarını
azaltmadan üretimini, ekonomik boyutta sürdürebilecek,
f) Gerektiğinde işletme, kontrollü olarak kimyasal
girdi kullanabilecektir.
Bu prensipler çerçevesinde temel esas tarımsal üretimin, doğal
kaynaklan olan Toprak,
Su ve Bio çeşitliliğin korunarak, işletmenin ekonomik olarak
sürdürülebilirliğinin
sağlanmasıdır.

ORGANİK TARIMIN TEMEL İLKELERİ
Organik tarımın 4 temel ilkesi vardır. Genetik değişikliğe uğratılmamış
tohum kullanmak(1), toprakta zararlı etki bırakabilecek kimyasal
gübre kullanmamak(2), zararlı ve hastalıklarla mücadelede, kalıcı,
doğaya zarar vermeyen ve parçalanmayan
kimyasallar kullanmamak(3) ve ürünün sertifikasyon ve etiketlenmesini
yaptırmak(4).
Bu bölüm, Sürdürülebilir Tarım, Çiftçi Yardımlaşma Derneği
üyesi Sayın Aşkın
Sürmeli'nin katkılarıyla hazırlanmıştır.
|